• 30.05.2015
  • 1.426 kez okundu

Necip Fazıl Kısakürek Kimdir ?

Necip Fazıl Kısakürek Kimdir ?

Necip Fazıl Kısakürek Kimdir? Büyük bir köşk, müthiş bir zenginlik ve altın beşikte sallanan bir çocuk 1904 yılı. Necip Fazıl Kısakürek Dedesinin konağında saltanat içerisinde hayata gözlerini açan Necip Fazıl, dedesine gönülden bağlı bir delikanlıydı. Dedesini bir arkadaş biliyor, onunla dertleşiyor ve ona türlü şakalar yapıyordu.

Ancak bir gün onun acısıyla yüreğinin koruyucu zarı yırtılıyor. Arkadaşını kaybetmenin derin acısı bir zehir gibi içine süzülüyordu. Acısının tesellisini kırlarda arayan Necip Fazıl sık sık kır gezileri yapıyor. Ve bu gezilerde acısını satılara döküyordu.

Şiirleri ortaya çıkıp da büyük beğeni kazanan Necip Fazıl, okul arkadaşı Nazım Hikmet’le kıyaslanıyordu. Şiirleri büyük kesimlerce sohbet konusu edilecek kadar değerli görülüyordu.

O dönemde her başarılı ve varlıklı genç gibi Necip Fazıl da Fransa’ya üniversiteye yazılıyor ve gurbete yolculuk başlıyordu. Necip Fazıl başlarda çok rahat bir hayat sürmesine rağmen Fransız gece hayatı onu cezbediyor ve günden güne içine çekiyordu. O ise bu batağa düşmeye neredeyse can atıyordu. Etrafındaki güzel kızlar uğruna poker masalarında volta atan Necip Fazıl Kısakürek en sonunda bütün parasını yitiriyordu. Beş parasız ve bursunu kaybetmiş bir şekilde ülkeye dönmüştü.

Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

Parasızlıkla mücadele eden Necip Fazıl’a Peyami Safa destek oluyor, ve Necip Fazıl “Kaldırımlar” kitabını yayımlıyordu. Kitap kısa sürede meşhur olmuş ve Necip Fazıl’ın ünü duyulmuştu. Tam edebiyat dünyasında kendine derin bir yatak oluşturmaya başladığı şu sıralarda aksilikler peşini bırakmıyor. 1952 yılındaki bir suikast davasında adı geçtiği için sanık sandalyesine çıkıyordu. Kendi avukatlığını kendisi yapan Necip Fazıl, bu seferde adını yaptığı etkileyici savunmalarla duyuruyordu. Hapis hayatını da gören Necip Fazıl kendisinin çilekeş olarak nitelendirdiği hayatındaki dönüm noktalarının farkına vararak yaaşamına yön veriyor.

Büyük Doğu dergisini çıkarıyor ve doğru bildiğinden geri adım atmıyordu. Kendisine okuyucu olarak belli bir zümreyi de seçmeyen Necip Fazıl Sivas bozkırlarındaki çobandan tutun da Artvin kıyılarındaki balıkçılara kadar ve hatta salon beyfendilerinin ve hanımefendilerinin evlerine kadar sesini ulaştırıyor. Halkın her kesiminden insana kendini okutuyordu.

Ancak Necip Fazıl Kısakürek tüm bunları yaparken şeker illetine yakalanıyor. 25 Mayıs 1983’te hayata gözlerini yumuyor. Edebiyat dünyası bir kalemini daha yitiriyordu.

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindanda iki hece. Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı?.. Belki .. Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…

Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üst üste sorular soru içinde.

Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

Müdür bey dert dinler, bugün”maruzat”!
Çatık kaş… Hükumet dedikleri zat…
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem…
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, Malta’da hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler
Duvarda, başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara, bas bas gölgeler…

Duvar, katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger… Beynimi içtin

Sukut… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir…
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden, kader bu, emir…

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah’a açık

Dua, dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu

Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
Karanlığında nur, yeniden doğuş….
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

Necip Fazıl KISAKÜREK

Etiketler: / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Domain