• 28.10.2014
  • 3.355 kez okundu

Mikrobiyoloji Nedir ? Hücre Nedir ?

Mikrobiyoloji Nedir? Hücre Nedir ? Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi

Mikrobiyoloji Nedir ? Mikroorganizmaları inceleyen ve araştıran bilim dalının adı mikrobiyolojidir. Bakteriler, funguslar, algler, protozoa ve virüsler başlıca mikroorganizma gruplarıdır. Mikrobiyoloji bu organizmaların şekillerini, yapılarını üremelerini, fizyolojilerini, metabolizmalarını araştırır ve onların sınıflandırılmasını yapar.

İçinde yaşadığımız dünya çıplak gözle göremediğimiz canlılarla doludur. Mikroorganizma veya mikrop denilen bu hayat formları ancak bir mikroskop yardımı ile görülebilirler. Küçük olmalarına rağmen mikroorganizmaların insanlar ve dünya üzerindeki etkileri, yeryüzünde hayatın devamını sağlamak gibi önemli bir konumdadır. Dolayısıyla insanların, istemeseler bile, mikroorganizmaların etkilerinden kurtulmaları imkansızdır.

Mikroplar yaşadığımız hayatın bir parçasıdır. Çevremizi ve imkanlarımızı onlarla paylaşmaktayız. Aktiviteleri günlük hayatımızı etkilediği gibi geleceğimizi de etkilemektedir. Mikroorganizmaları insan yaşamının dışında düşünmek mümkün değildir. Onları dünyamızın bir parçası olarak düşünmeli ve kabul etmeliyiz.

Mikroorganizmalar ve aktiviteleri konusunda bilgi sahibi olmak zorundayız. Ancak bu bilgi sayesinde onları kontrol ederek zararlı etkilerini yok edebilir veya en aza indirerek onlardan en iyi bir biçimde faydalanabiliriz.

Mikrobiyoloji Nedir ? Tarihsel Gelişimi

Mikrobiyoloji Nedir

Mikrobiyoloji Nedir

1674’te amatör bir gözlükçü olan Antoni van Leeuwenhoek yaptığı basit mikroskopla yeni bir dünya keşfetti. Bu mikroskobik alemin varlığı ve içinde yaşayanlar konusunda daha önce ancak çok az bilim adamının fikri vardı. Leeuwenhoek kirli sulardan, gıdalardan ve ağzından aldığı örnekler içinde gördüğü bu yaratıklara animalcules adını vermiş ve bir seri mektuplar halinde Londra Kraliyet Derneği’ne bildirmişti. Leeuwenhoek bu varlıkların incelediği her örnekte olduğunu gördü. Anlaşıldığına göre bu canlılar her yerde bulunmaktaydı.

Leeuwenhoek mikroorganizmaların dünyasını keşfederken bir İngiliz araştırmacısı olan Robert Hooke de kendi yaptığı mikroskopla ince mantar kesitlerini incelemekle meşguldü. Hooke mantar kesitlerde gözlediği ve ölü bitki hücrelerinin çeperlerinden oluşan yapılara küçük kutucuklar veya hücre adını verdi.

Leeuwenhoek’in mikroorganizmaları keşfetmesi ile birçok gıda ve içkinin neden bozulduğunu açıklanmış oldu. Bilindiği gibi gıda ve içecekler yeterli bir süre açıkta bırakıldıklarında içlerinde veya üzerilerinde organizmalar ürer ve onların renklerini, tatlarını ve görünümlerini değiştirir. Ancak bilim adamları bu canlıların nereden geldiği konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdi. Bazı kimseler cansız maddelerin canlılar haline dönüştüğünü savundular. Bunlar hayatın cansız maddelerden kendiliğinden meydana geldiğine inanmaktaydılar. Hayatın spontan generasyonu olarak bilinen ve abiyogenez adı verilen bu görüşün karşısında ise birçok bilim adamının savunduğu ve bütün canlılar ancak diğer başka canlılardan meydana gelebilir şeklinde ifade edilen biyogenez teorisi vardı.

Her iki görüşün de bilim çevrelerinde önemli taraftarları olmasından dolayı tartışma uzun yıllar boyunca devam etti. Biyogenez görüşünü savunanlar çeşitli deneyler yaparak karşı tarafın tezini çürütmek isterken diğer taraf da elde edilen sonuçları kendi görüşleri lehinde yorumlamaktan geri kalmıyorlardı.

Leeuwenhoek’in mikroorganizmaları görmesinden 200 sene sonra Fransız kimyacısı Louis Pasteur tartışmaya son noktayı koydu ve spontan generasyon görüşünün yanlış olduğunu kesin bir şekilde ispat etti.

Luis Pasteur’un yaptığı deneyler çok basit ancak çok bilimsel ve inandırıcıydı. Bu araştırmacı üzerinde uzun ve eğri boyunları olan bir seri cam balon kullandı. Balonlar et suyu ile dolduruldu ve kaynatıldı. Hava balon içindeki et suyuna boruların ağzından kolayca girmekteydi. Ancak mikroorganizmalar ve tozlar boruların eğri boyunlarında tutulup et suyuna kadar ulaşamadığı için balon içindeki et suyu bozulmadan uzun süre kaldı. Pasteur hazırladığı balonları Pirene ve Alp dağlarının yüksek tepelerine de götürdü ve burada balonları açıp tekrar kapadı. Bu deneyle, toz parçalarının mikroorganizmaları taşıdığını ve yüksek yerlerde toz olmadığından ve hava daha temiz olduğundan balonlardaki et suyunun bozulma ihtimalinin daha az olduğunu göstermek istemişti. Gerçekten de sonuçlar Pasteur’un öngördüğü şekildeydi. Böylece spontan generasyon görüşü tarihe karışmış oldu.

Antoni van Leeuwenhoek, Robert Hooke Mikrobiyoloji Mikroskop ve Hücre Hakkında Güzel Bir Belgesel.

Hücre Nedir ? Kim Buldu ve Tarihsel Gelişimi

 

Hücre Nedir ? Biyoloji dersinde bölümleri genişçe okutulur. Tanımı nedir; Bir canlının yapısal ve işlevsel özellikleri gösterebilen en küçük yapı taşıdır. Diğer ismi de gözedir. İngilizce cell, latince cellula küçük odacık demektir. Büyük buluş Mikroskopun icadıyla insanlık muhteşem bir düzenin varlığına şahitlik etmişlerdir. Bu mucizenin adı hücrelerdir. İlk olarak Hollandalı bilim adamı Robert Hooke kendi tasarladığı mikroskop ile bilinmeyen canlılara rastladı. Hooke‘un yapmış olduğu çalışmalar büyük yankı uyandırdı. Çalışmalar sonucunda çift mercekli mikroskopu ortaya çıkardı. Eğitimine ara vermeyen Robert Hooke 1665 yılında geometri profesörü oldu. İlk tezi mikrografya eseriydi. Şişe mantarını mikroskopta incelerken bir çok küçük odacık keşfetmesinin ardından bu bulduklarına hücre adını verdi. Bu adı vermesindeki sebep ise bu odacıkları manastırdaki hücrelere benzetmesiydi. Bu buluşuyla modern biyolojinin temellerini atmıştı. Günümüzdeki kabul edilenden farklı olarak Hooke, göze olarak anlamış olduğu bitkinin suyu taşımada yararlandığı mekanizmaydı. İki asır sonra bilim adamları hücrenin canlının temel birimi olduğunu bildirinceye kadar bu teori bu şekilde devam etti. Botanik profesörü Matthias Jakob Schleiden ve Theodor Schwann tüm bitki ve hayvan organizmalarının hücrelerden oluşması gerektiği fikrinde birleşti. Yaptıkları önemli deneylerden sonra 1839 yılında Schleiden göze teorisini kaleme aldı.

Buna göre her hücre tek başına canlıydı ama bir bütün olarak organizmaya hizmet etmekteydi. Araştırmalarında ilk yaşam hormonunun nasıl oluştuğunu bulamıyorlardı. Rudolf Virchow’un tezinde ise bir hücrenin ancak hali hazırda olan bir gözeden oluşabileceği tezini ortaya attı. Böylelikle Scleiden ve Schwann’ın teorisindeki eksik kalan yerlerde tamamlanmış oldu. Doktor Rudolf Virchow incelemelerinde hastalıkların hücrelere olan etkisini tanımlayarak tıp dalı olan hücre patolojisinin temellerini atmış oldu. Teknolojik ışık mikroskopları, geliştirilmiş sentetik boya malzemeleri ve iyileştirilmiş örnek hazırlamaları sayesinde hücrelerin yapıları hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmaktayız. 1933 yılında bilim adamı Ernst Ruska tarafından elektron mikroskobu icat edildi. Büyütme kapasitesi ve yüksek çözünürlüğü sayesinde büyük gelişmeler sağlandı. Göze; dışarısında bir zarla kaplı olup içerisinde kendine özgü bir sıvı ile organel denilen işlev birimlerinden oluşmakta ve kalıtsal verileri barındıran çekirdekte tam ortasında bulunmaktadır. Çekirdek tüm gözeyi kontrol etmektedir. Zarlardaki kanallar ise kimyasal maddeleri taşımaktan sorumludur. Bu kanal sisteminin dış kısmında protein sentezinin gerçekleştiği ribozomlar bulunur.

Üretilen proteine göze dışında ihtiyaç varsa bu molekül bir kesecik içerisine alınarak zarları aşar ve görev yerine doğru yol alır. Hücre içi sindirimin gerçekleştiği bölümlerde vardır. Gözenin enerji santrali mitokondrilerdir. Büyüme gelişme gibi işlemlerdeki güç buradan sağlanır. Yeşil bitkilerde ise hayvan hücrelerinden farklı olarak fotosentez olayı vardır. Gözeler devamlı bölünme yoluyla döllenmiş yumurtanın içinde yeni hücrenin oluşmasını sağlar. Bu hücreler insanı oluşturacak 200 farklı göze çeşidi haline gelerek özelleşir. Bazısı kas hücresi,bazısı sinir küçük ve bazısı da alyuvarlar olarak görev alırlar. Bir bölümü de bağışıklık sistemini oluşturur. İnsanlar hücrelerden bazı alanlarda yararlanmışlardır. Maya gibi ekmek için de hücreler kullanılmıştır. Ayrıca yoğurt,peynir hatta sirke yapımında da hücreler kullanılmıştır. Modern tıpla beraber şuan hücrenin içerisindeki çekirdeğe müdahale edilebilmektedir. Genetiği değiştirilmiş bakteriler ilaç yapımında kullanılmaktadır. Diyabette kullanılan insülin de bakterilerden üretilmektedir. Kanser tanı ve tedavisinde hücre patolojisi kullanılmaktadır. Bitkilerde de göze biyolojisi kullanılarak bitki üretimi yapılabilmektedir. Malesef günümüzde genetiği değiştirilmiş gıdalar yaygınlaşmış ve insan hayatı tehlikeye atılmıştır. Gdo ürünler yerine organik ürünler tercih edilmelidir. Umarım ödev ve araştırmalarınıza yardımcı olabilmişimdir.

Etiketler: / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Domain