Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir ?

Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir ?

Muhammed  Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir? Mevlana 30 eylül 1207 yılında kum fırtınasının dinmediği Afganista’nın Belh şehrinde taştan bir evde Mümine Hatunun erkek çocuğu olarak doğmuştur. Babası Muhammed Bahâeddin Veled Mevlana emeklemeyi bırakıp yüremeye başladığı gün boynuna Kuran-ı Kerim asmıştır. Daha sonra Seyyid Burhaneddin Tirmizi Hazretleri emanet etmiştir. Babası Belhdeki bir derste felsefeci Fahreddin Razi 3 gün 3 gece tartışmaya girdi ve sonunda felsefeci Fahreddin razi üstün geldi. Tartışmadan sonra Hükümdar şehrin anahtarını Mevlanın babasına gönderdi. Anahtar göndermenin tek anlamı vardı. Ya sen git bu şehirden ya da ben demekti. Belh den ayrılan Mevlana Celaleddin Rumi çölde  bir serap görür. Beyaz yüzlü bir adan 6 dallı bir beyaz gül veriyordu. Bu serabın anlamı 6 cilt mesnevi yazıldıktan sonra ortaya çıkacaktır.

ilk durağı İranın nişabur şehridir. Hekimler hekimi Ferîdüddîn-i Attâr konuk olur. Mevlana ve Ferîdüddîn-i Attâr bir şelaleye bakarak insan hakkında sohbete dalarlar. Kafile 1230 yılında Konya’ya varırlar. Alaaddin Keykubat tarafından karşılanırlar. Sarayda şehzade gibi karşılanan Mevlana Celalettin Rumi 1.Alaaddin Keykubatın eşinden hat sanatı öğrenmeye başlar. Babasının ölümüyle sarsılan Celaleddin Rumi eski hocası Burhaneddin Terbizi Tirmizi yanına çağırır. Hocasının yönlendirmesiyle iplikci medresesinin en alt katında ışıksız soğuk karanlık mahseninde Allah CC sevgisini tekrar keşfetti. İnsanın aşkı bulması için kendini kendinden daha iyi anlayan birisi olması gerekir.

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana Celaleddin Rumi

1244 yılında Şekeri Fürüşan(şekerciler hanı) önünden öğrencileri ile geçerken karalar içinde bir adam görür gibi oldu. Kalbi şıkıştı ve 5 dakika içinde atın eğerinden çekildiğini hissetti. Eğerini çeken kişi Şems-i Tebrizi Tirmizi Terbizi  Şems‘ti.  İki bilge arkadaş olmuşlardı. Neyin üflendiği mendilin çalındığı dolunaylı akşamlarda Şems ona kayıp giden yıldızları yaratan aşkına anlattı. Dostluğun gül bahçesinde dikenler bitiyordu artık. Bu güzel dostluk bitmiştir, Şems şehirden ayrıldı.  Mevlana üzüldü ve Kuyumcu Selahaddin çekiç sesleriyle sema edip deyişler okumaya başladı. Mevlevilikte sembol oldu sema etmek. Gel ne olursan ol yine de gel  demiştir. Manevi mesnevi yazımları başlamıştı. Mesnevi yazıları kendisini çok yormuştu ve yaşlanmıştı. 17 Aralık 1273 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Günümüzde Mevlanın vefatı olan 17 aralık ve haftasını Şebi Arus olarak anılmaktadır ve etkinlikler düzenlenmektedir.

Allah cc aşkıyla yazdıklarını tüm dünya bilmektedir. Mesnevi  Mevlana Celaleddini Rumi’nin altı ciltlik tasavvufi yapıtının adıdır.

Mevlana Celaleddin Rumi nin Şiiri,

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.

Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir ? Hayatını anlatan kısa bir belgesel.

Sevgi ve dualarla kendisiniz anıyoruz.

Rubai Nedir ve Örnekleri Nelerdir?

Rubai Nedir ve Örnekleri Nelerdir? Rubai diğer isimleriyle ”Terane” veya ”du beyt” İslami Türk Edebiyatı Dönemi’nde Edebiyatımıza girmiş bir nazım şeklidir. Şekil itibariyle 4 mısradan oluşmaktadır. Kafiye düzenine bakıldığında 1, 2 ve 4. mısraları arasında kafiye olduğu görülmektedir. Bu şekilde kafiyelenen rubailere ”Musarra Rubai” denir. Rubailerin hece vezni 24’lüdür. Hece vezinlerinden 12 tanesine ”Mefülü”; diğer 12 tanesine de ”Mefülün” denmektedir.

Rubai vezin biçimiyle muhteşem rubailer yazmış ve Mevlana Celaleddin Rumi‘nın rubailerinden tercüme etmiş olan ve saygıyla andığımız Muhittin Raif Yengin’in ”Eski Rubailerim” isimli yapıtına şüphesiz Şair Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın etkisi büyüktür. Yapıtta bulunan ‘Rubailer ve Tarihçesi’ başlığının altına Takriz yazmıştır. Muhittin Raif Yengin’nin yazdığı eserde ki rubai tadını Rıza Tevfik Bölükbaşı takrizi ile bu tadı arttırmıştır. Bu takrizden birkaç cümle ile örnek vermek gerekirse; ‘Rubai benim zevkime göre pek zarif bir nazım şeklidir. Bu şekil bana Eski Yunanlıların Epigrama’sını hatırlatmaktadır. İran edebiyatını diğer edebiyatlara takdim edişimin sebebi de; Rubai’nin doğduğu yerin İran memleketi olduğundandır.’ Sözleri ile Rubai’nin önemini ve güzelliğini nakşetmiştir.

Rubai’nin İran edebiyatı ile doğmasını sağlayan Ömer Hayyam’dan bir kaç rubai örneği verecek olursak;

Şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,”
Sağlık sularından şifalıdır, iç.
Diğer bir Ömer Hayyam Rubaisi ise;
Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.
Bir diğeri;
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

Bu ve daha bir çok örnekler ile Ömer Hayyam ve Rubaileri tanımaktayız. Şüphesiz ki rubailere katkısı en çok olan şair Ömer Hayyam’dır.

You may also like...

1 Response

  1. Erdem akıncı dedi ki:

    çok güzel teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir