• 13.11.2014
  • 3.425 kez okundu

Fabl Nedir ?

Fabl Nedir ? Hikayeleri Örnekleri ?

Fabl Nedir ? Kökeni Latince “hikâye” manasına gelen “fabıla” yani Fabl (öykünce), ders vermek amacıyla yazılan, güldürüp düşündüren, genellikle manzum türde yazılan öykülerdir. Fablların kahramanları hayvanlardır ve bu hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur ve davranır.  Tarihte fabl türünde ilk yazan Frigler olarak bilinmektedir. Fabl türü günümüzde özellikle çocukların eğitiminde kullanılmaktadır. Bu türde dünyanın en önemli yazarları, Ezop, La Fontaine ve Beydeba’dır. Günümüzdeki çağdaş fabl yazarları ise, ABD’li James Thurber ve İngiliz George Orwell’dir.

Fablların Özellikleri Nelerdir ?

  • Hem nazım hem nesir türünde yazılabilirler.
  • İçerisinde bir hıssadan hisse (ahlak dersi) bulunmaktadır.
  • İntak ve Teşhis   sanatları üzerine kurulmuştur.
  • Didaktik (eğitici) bir nitelik taşımaktadır.
  • İçerisinde iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü gibi çatışmalar vardır. İyiler mutlaka sonunda kazanmaktadır.
  • Kişilere kanaatkârlık, özveri, yardımseverlik, iyi niyet gibi olumlu davranışlar kazandırmaya çalışmaktadır.
  • Fablları oluşturan dört ana öğe vardır. Bunlar: Kişi, Olay, Yer ve Zaman öğeleridir.
  • Serim, Düğüm, Çözüm ve Öğüt birlikte  4 bölümden oluşmaktadırlar.

Türk Edebiyatında Fabl Örnekleri ve Yazarları

Türk edebiyatındaki ilk fabl örneği Harnamedir. Ahmet Mithat Efendinin Kıssadan Hisse adlı eserinde kendi yazdığı fablların ve Ezop ve La Fontaine ‘den çeviriler bulunmaktadır. Rezaizade Mahmut Ekrem’in La Fontaine’den yaptığı çeviriler Türk edebiyatına büyük bir yarar kaynak sağlamıştır.

Fabl Hikayeleri

Fabl Hikayeleri

 Fabl Örnekleri Hikayeleri;

Arslan ile Fare

Herkese sevgi  saygı göstermeli elden geldikçe.

Umulmadık kimselerden fayda görür insan.

İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,

Daha nice bin hikaye arasından.

Pençesi dibinde bir arslanın,

Dalgınlıkla bir fare çıktı.

Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın,

Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi.

Bu iyiliği boşa gitti hissetmeyin;

Kimin aklına gelir ki bir an,

Fareye işi düşer arslanın?

Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan;

Gitti tutuldu bir tuzağa ağa.

Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa.

Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını,

Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü hemen.

Sabırla zamanın yaptığını;

Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.

“İyilik eden iyilik bulur.”

“Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.”

“İyilik iki baştan olur.”

 Şahin ile Horoz

Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve “Biraz kestireyim.” diyerek iyice yayıldı.

Tam bu esneda bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.

Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:

– Hah hah hah hah, diye gülmüştü.

Horoz, “O da kim?” diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:

– Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.

Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.

Şahin hâlâ gülüyordu:

– Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?

– Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.

– Kim kovalıyordu seni?

Horoz:

– Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum.

– Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?

Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:

– Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?

– Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?

– Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?

Kaplumbağa ve Tavşan

Tavşan ikide bir böbürleniyor:

-Kimse benden hızlı koşamaz, der. Sonunda kaplumbağa dayanamaz:

-Hadi yarışalım, der.

Koşuya başlamışlar. Tavşan çok yol aldıktan sonra, “Hıh, o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?” diye düşünmüş.

-Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim, demiş. Uyuyakalmış.

Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş, hiç dinlenmeden yol almış.

Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz, kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış, rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çare, kaplumbağaya yetişememiş.

Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla, durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

Fabl Nedir ?

Fabl Nedir ?

Zalim Aslan;

Vaktiyle ormanın birinde, canavar mı canavar bir aslan varmış. Çok kan döker, canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış. O yaşadığı sürece, hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş. Bütün hayvanlar ondan nefret eder, ölümünü beklermiş.

Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış. Gücü kuvveti kalmamış. Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş. Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş. Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar; “Gelin hep beraber, bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını, az da olsa görmüş olsun böylece.”

Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış. Güzelce dövmüşler onu. Birisi boynuzunu vuruyor, diğeri çifte atıyor, bir başkası ısırıyormuş. Böylece; iyi bir öç almışlar aslandan.

 

Etiketler: / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Serdar Yıldırım dedi ki:

    KIRLANGIÇ İLE SERÇE

    Kırlangıç ile serçe dost olmuşlar. Birlikte gezip dolaşmaya başlamışlar. Diğer kırlangıçlar önceleri bu duruma ses çıkarmamışlar. Fakat kırlangıç serçeyi yuvasına getirmeye başlayınca işler değişmiş. Kırlangıcın yuvası ahşap, boş bir evin saçak altındaymış ve burada pek çok kırlangıç yuvası varmış. Serçenin gelip gitmesi, kırlangıçları rahatsız etmiş.

    Kırlangıçlar toplanıp bir sözcü seçmişler. Sözcü uygun bir zamanda kırlangıca konuyu açmış ve serçeyi yuvasına getirmemesini söylemiş. Kırlangıç biraz direttiyse de sonunda genel isteğe boyun eğmek zorunda kalmış.

    Bir gece serçe yuvasında uyurken aniden uyanmış. Dalları arasına yuva kurduğu ağaç sallanıyormuş. Uçup çevreyi şöyle bir kolaçan etmiş. O zaman bunun bir yer sarsıntısı olduğunu anlamış. Aklına dostu kırlangıç gelmiş. Kırlangıcın yuvasına gitmiş, onu uyandırmış. Kırlangıca diğer kırlangıçları uyandırmasını, ahşap evin sarsıntıdan yıkılabileceğini söylemiş. Kırlangıç söyleneni yapmış. Son kırlangıç da kaçınca ahşap ev yıkılmış. Daha sonra kırlangıçlar başka bir evin saçak altına yeni yuvalar yapmışlar ve yaşamlarını borçlu oldukları dost serçenin kırlangıcın yuvasına gelip gitmesine karşı çıkmamışlar.

YORUM YAZ
Domain